Rehber
Kırsal Hayatın Romantizmi ve Gerçekler: Dağ Başında "Off-Grid" Yaşam, Arazi Seçimi ve Yerli Halkla İlişkiler Rehberi
Erkek milleti olarak belli bir yaştan (şöyle 50'li merdivenleri tırmanmaya başladığımızdan) sonra genelde beyinde iki şalter birden atar: Biri "Şehir hayatı ye…
PazarTarla Gazete
Erkek milleti olarak belli bir yaştan (şöyle 50'li merdivenleri tırmanmaya başladığımızdan) sonra genelde beyinde iki şalter birden atar: Biri "Şehir hayatı yetti, doğaya kaçacağım!", diğeri ise "Arazim olsun, arılarım, cevizlerim, kendi elektriğimi üreteyim" şalteri. Kafamızda harika bir senaryo yazarız; kendimizi sabah 5'te çntamızı alıp kuş sesleriyle uyanan, güneş panelleriyle elektrik üreten, kuyudan su çeken modern birer Robinzon Cruzoe olarak hayal ederiz.
Fakat bu pembe tabloyu evdekilere (yani hanıma ve çocuklara) açtığınız an, o hayal ettiğiniz Robinson Cruzoe senaryosu bir anda "Survivor: Kırsal Hayatta Kalma ve Psikolojik Harp" formatına dönüşür.
Gelin, masalsı off-grid (şebekeden bağımsız) yaşam hayallerimizi, arazisinden komşu ilişkilerine, evdeki aile psikolojisinden o meşhur "köyün yerlisi" dinamiklerine kadar biraz mizah, bolca gerçek ve usta tecrübesiyle masaya yatıralım!
1. Arazi Seçimi: "Manzarası Harika Ama Su Var mı, Yol Geçiyor mu Hocam?"
Arazi aramaya çıktığınızda ilk hatamız hep duygusal davranmaktır. Emlak ilanında ya da tapuda "120 ada 10 parsel, doğayla iç içe, kuş uçmaz kervan geçmez" ibaresini gördüğümüz an gözümüzden kalpler çıkar.
Romantizm: "Dağın tepesinde, etrafımda hiç insan yok, tamamen izole, sadece rüzgarın ve kuşların sesi var."
Gerçekler: Kış gelip de yollar çamur deryasına döndüğünde, o bayıldığınız 2006 model dizel sedan aracınız (ya da altı basık herhangi bir binek araba) ilk yokuşta tırp gibi kalır. Dağ başı güzeldir ama kışın ekmek almaya yürümek 7 kilometre sürerse o romantizm anında buz tutar.
Altın Kural: Arazi alırken manzaraya değil, üç şeye bakacaksınız: Su var mı?, Yolu araba biniyor mu?, Telefon çekiyor mu? Yoksa o dağın başında, elinizde akıllı telefonla "Alo 112, inverter yandı, kuyu suyu bitti" diye dağlara doğru bağırmak zorunda kalırsınız.
2. Evdeki Ailenin Psikolojisi: "Bu Adam Bizi Nereye Tıkıverdi?"
Erkeğin vizyonuyla ailenin vizyonu asla aynı anda güncellenmez. Sen 24 metrekarelik çadırın veya konteynerin önüne 380W monokristal panelleri dizip "Bak ne güzel kendi elektriğimizi üretiyoruz" diye gururla bakarken, evdeki hanımın baktığı tek nokta prizin yeridir.
Hanımın İç Sesi: "Bey bey dedi, doğa dedi, sağlıklı yaşam dedi, sonunda beni dağın başında bir çadıra tıkıverdi. Şebeke suyu hak getire, çamaşır makinesi çalışmıyor, saç kurutma makinesini takınca invertör 'bip bip' diye ötüp kendini kapatıyor. Kesin aklını peynir ekmekle yedi."
Çocuk Psikolojisi: Şehirde saniyede 100 megabit fiber internete alışmış çocuk, dağ başında 12V aküden beslenen zayıf internet sinyalini görünce duvara tırmanır. Akşam güneş batıp da aküleri korumak için ışıkları kıstığınızda gelen o meşhur isyan sesi yükselir: "Baba bu dağın kurdu kuşu bilmem ama benim telefondaki oyun güncellenmedi, jeneratörü çalıştırın!"
Çözüm Yolu: Hanımı ve çocukları bir anda metropolün konforundan alıp dağ başına "Kamp kuruyoruz" diye tıkarsanız psikolojik olarak müebbet yemiş gibi hissederler. Önce hafta sonu kaçamakları, ardından yavaş yavaş uzayan süreçler ve en önemlisi saç kurutma makinesini ve kahve makinesini kaldırabilecek güçlü bir inverter/akü altyapısı olmadan o dağa aile çıkarılmaz!
3. Komşu İlişkileri ve Köyün Yerlileri: "Şehirli Amca Geldi"
Şehirden gidip köyden arazi alanların en büyük yanılgısı, orayı bir tatil köyü sanmaktır. Köylü milleti misafirperverdir ama şehirden gelen "her şeyi en iyisini ben bilirim" havalarındaki insanlara biraz şüpheyle yaklaşır.
İlk Karşılaşma: Sen ellerinde eldivenler, marka bahçe kıyafetleriyle arazide fidan dikerken, köyün ak sakallı muhtarı veya toprak ağası traktörle yavaşça yanına yaklaşır. Uzaktan seni izler, içten içe "Bak yine şehirden bir hevesli geldi, iki aya kaçar" diye düşünür.
İletişim Sırrı: Köyde var olmanın tek yolu kibirden arınmaktır. "Biz İstanbul'da şöyle yapıyorduk" cümlesini kurduğun an bittin demektir. Köylüye "Dayı, bu toprağın suyu nereden akar, bu rüzgar en çok hangi yönden eser?" diye akıl danışacaksın. Zaten onlar senin tarlaya yabancı olduğunu bilir ama samimiyetini gördüğü an en büyük desteği yine o köyün yerlisinden görürsün. Traktörü battığında seni oradan çeken yabancı SEO uzmanları değil, mahallenin amigoluğunu yapan o yaşlı traktör sürücüsüdür.
4. Off-Grid Yaşamın Felsefesi: Elektrik, Su ve Hayatta Kalma Sanatı
Dağ başında kendi altyapını kurmak tam bir sabır testidir. Şehirde musluğu açtığında akan su, duvara bastığında yanan lamba sana çok sıradan gelir. Ama dağda o 12V dalgıç pompanın kuyudan suyu yukarı bastığı an çıkardığı o hafif hışırtı sesi, adamın dünyadaki en büyük senfonisi haline gelir.
Enerji Yönetimi: Güneş varsa hayat var, bulut varsa lüks yok! 24V 200Ah akü bankası ve paneller senin ritmini belirler. Güneşli günde çamaşır yıkanır, telefonlar şarj edilir, dolap soğutulur. Kapalı havada ise enerji ekonomisi bakanı gibi gezersin; kimse gereksiz lamba yakamaz.
Özetle;
Dağ başında off-grid yaşamak; ceviz fidanlarıyla dertleşmek, arılarla fısıldaşmak ve kendi elektriğini üretmek muazzam bir huzurdur. Ama bu huzurun tat vermesi için; eşinle dostunla o uyumu yakalamak, köyün yerlisine saygı duymak ve teknik altyapıyı sağlam kurmak şarttır.
Unutmayın; dağdaki kovanlar ne kadar bal verirse versin, akşam çadırın/evin kapısından içeri girdiğinizde yüzü gülen, halinden memnun bir aile yoksa, ürettiğiniz elektriğin de ektiğiniz cevizlerin de tadı yavan kalır!
Haberi PazarTarla Gazete’de okuyun